AKBASLAR KÖYÜ WEB SİTESİNE HOŞ GELDİNİZ
  Köy Tarihimizden Anekdotlar
 

 
KÖYÜMÜZ TARİHİNDEN ANEKDOTLAR

 
               Anekdot-1
               Yağcıbedir Yörüğünün Hikayesi
              Yağcıbedir Yörüklerinden olan bir aile konar-göçer olarak Alaçam Yaylalarından Bilecik taraflarına gelip geçiyormuş köyümüzden. Bir seferinde Osman Deresine geldiklerinde kış bastırmış kalakalmışlar orada. Bu Yağcıbedir Yörük ailenin iki kızı varmış. Kızlardan biri körmüş. Diğer kızın saç melikleri uzun ve kalınmış. Huma Munarına (çeşmesine) suya gelirmiş ve testiyi meliklerine bağlayıp arkasına sallayarak taşır imiş.
              Mustafa Çimen’in dedesi bu uzun melikli kızı kaçırmiş ve evlenmiş. Çoban dedenin anası, Mustafa Çimen’in babası Mehmet Çavuş ve Dela’ların Mehmet Bük’ün ebesi Ümmü bunların çocukları olmuş.
              Bu Yağcıbedir Yörük aile Kızları burada kalınca gitmek istemeyip, buralara yerleşmek istemişler. Daşağıl mevkiindeki çobanalrın tarlasının olduğu yere yaylaya konması söylenmiş. Daşağıl’a yaylaya konmuş. Büyük olasılıkla adı Mustafa olan bu konar-göçer burada sebebini öğrenemedik ama kendini ağaca asmış.
                            
Kaynak:Meryem Boztaş
 
               Anekdot-2
               Erkeç Eti Üç Para, Arap Eti Hiç Para
               Osmanlı Devleti zamanında 1600 lü yıllarda Karakız ve Geriovası çeşmelerinin başlarına diğer Yörük aşiretleriyle birlikte birde arap gelmiş.Arap diyorsak hakiki arap olmasada siyah tenli olduğu için arap deniyormuş. Bu arab’ın çalıştırdığı adamları da varmış. Karaağaç’taki bizim şimdiki köyün olduğu yere taşınmadan önceki eski köylüler ile o civara yerleşen Yörük aşiretlerini ilah ettirmiş. Bu arab’ın eşkiyalık ve zorbalıkları kendi adamlarını bile canından bezdirmiş. Halk bu arap’dan kurtulmak için öldürmek istemiş.Fakat bir türlü cesaret edip becerememişler.
                Ne yapalım ne edelim derken, araştırıp Aydın taraflarından iki tane efe bulmuşlar. Bir eğlence düzenleyip ziyafet yapacağız diye Arab-ı da çağıralım demişler. Oyunlar oynayalım, eğlenelim ve bu esnada da Arab-ı öldürelim demişler. Efelere iki tane at hazırlayıp, atları şimdiki Rahim’in yatağının yani davarının olduğu yerin altındaki dereye saklamışlar.
                 Eğlence kurulmuş, Erkeçler kesilmiş ve oyunlar başlamiş. Efeler bıcak oyunu oynarken ellerindeki oyun bıçaklarını aynı anda Arap Ağa’ya sapladıktan sonra son sürat önceden hazırladıkları atlara binerek gitmişler.Arap Ağa’nın adamları peşlerinden koşmuşsa da yetişememişler. Zaten de yetişmek istememişler. Çünkü onlar da Arap Ağa’dan kurtulmak istiyorlarmış. Karaağaç’taki Akbaşlar Köyü halkı ve çevredeki sonradan gelen Yörük aşiretleri Arap öldü diye büyük sevinç yaşamışlar.Sevinçten büyük ve semiz Erkeçler ve Koçlar kesmişler.
                Bir tarafta Arap Ağanın cesedini, diğer taraftaise Erkeçleri ve Koçları etlerini görenler. Erkeç eti üç para, Arap eti ise hiç para diye bağırışmışlar. Bugün bu söz hala halk arasında meşhur olarak anılmaktadır.
 
Kaynak: Ali Kırca
 
               Anekdot-3
               Delaların Mehmet Bük’ün annesi Çapar Meryem nine gençken yani 30-40 lı yaşlarındayken Davulgu Derelerinden danaları hastalanmış. İki yaşındaki danayı sırtıyla köye getirmiş. Kış günü köye gelinceye kadar sırtında getirdiği danadan dolayı çok terlemiş ve bugun hava aşağıdan mı ne? Dememiş. Bu olayı bana anlatan kişi kendisinin de böyle bir olay yaşadığını fakat hava aşağıdan mı diye sormadım dedi. Ve şöle devam etti:‘‘Merhum Cemal Dede benim kaynatamdı. Bozalfat mevkiinde bizimde bir danamız hastalanmış. Cemal Dede hasta danayı sırtıma sarıverdi. Bende onu köye getirdim.’’ Dedi.
              Eskiler hem güçlüymüş hem de çok şeyi özellikle sırtlarında taşırlarmış. Kadınlar hala birçok yerlerde sırtlarıyla yük taşımaya devam etmektedirler.
               
Kaynak: Meryem Boztaş
2.Kaynak: Şehriye Bük
Ayrı ayrı her ikisinden de dinledim ve kaydettim.
              
               
               Anekdot-4
               Yunan  askeri buralara gelip 3 yıl kaldığı yıllarda hem gelip de Dursunbey’e yukarı geçerken, hem de geri dönüşte kaçarken köyümüzü yaktılar. Buralarda kaldıkları üç yılda da bize çok zahmetler çektirdiler. Biz o zaman çocuktuk. Günü birinde yunan geliyormuş dediler. Bizi bulmasın diye, yiyecek içecek ne varsa çuvallara doldurduk. Toklu yerindeki ormana kaçtık. Köyde sadece Hasan Ahmet’in Babası, Akçagüneyli Cemilin babası ve Taliplerin muhsine’nin babası kaldı. Toklu yerinde bizle beraber kaçanların birisinde iki dene Karadağlı tabanca varmış. Onları çuvalların birine saklarken yunan askerleri karşıdan görmüş. Geldiler. Çıkar sakladıklarını dedi. Yok mok dediyse de, yunan kendi elini soktu ve çuvaldan çıkardı tabancaları. Adama bir kurşun çektiler vurdular. Anam Gaşar ebe, sonradan kaynanam odluya Gülistan ebe giller vardı. Ben anamın arkasına biniyordum. Öldürdükleri adamın üstünden geçin dediler. Köyün en zengini kim dediler. Hacı Salih dedeyi bulmuşlar. Hacı Salih Gülistan ebenin öz dayısıydı. Hacı Salih’e çıkar paraları dediler. Çıkarttırabildiklerini aldılar. Bunların gerisi nerde, nereye gömdün dediler. Yok başka yok dedi. Yağı kızarttılar paraları çıkarmıyor diye kızgın yazı göbeğine döktüler. Kızgın yağı döke döke onu da öldürdüler. Çavuş diyorlardı adama. Dabanca’lının babasıydı o. Babam Gaşar dedeni sende mavzer silah varmış diye epey bir dövmüşler. Ama nasıl kurtulduysa ellerinden kurtulmayı başarmış da geldiydi.
 
Kaynak: Alime Kırca
Bunları Halil Kırca, Annem ve ben beraber dinledik ninemden
 
 
               Anekdot-5
               Bizim köyün kurucuları Selçuklular zamanında Osmanlı kurulurken Bursa –Söğüt veya dmaniç taraflarından bu civardan geçen kervan yolunu gözetlemek ve beylikler halka nasıl davranıyor ve halk beyliklerden memnun mu diye haber toplamak için gönderilmişler. Karaağaç’a yerleşmişlert. Osmanlıya bilgi vermişler. Karsiden gelip Kütahya’ya, Kütahya tarafından gelip Karesi taraflarına geçen kervancılardan beyliklerle ilgili bilgi almışlar ve Osmanlıya bildirmişler. Derken yıllar geçmiş ve Karesi’yi Osmanlı kendi topraklarına katmış. Kervan yolu da daha işlek hale gelmiş. Hırsızlık ve eşkıyalık olayları iyice artmış. Köylülerde Karaağaç’taki yerden Şimdiki köyün bulunduğu yere taşınmışlar. Akbaş oğlu Mehmet de onlarla gelmiş( ben Feyzullah olarak parantez açıp; torunları veya torunlarının torunları gelmiş olmalı diyorum). Bu bağlamda şimdiki köye Gökçeler, Hacılar, Aynaşalar ( Musalar’dan gelen Koca İbrahim dedenin çoban olup İş güveyi girdiği Hacı Saliler Karaağaçtan Bodurlar Örencik’ten, Zümereler Eskiköy’den, Bozlar Ispalar’dan gelmişler.
             Bak bir daha söylüyorum. Musalardan gelen Koca İbrahim dedenin babası koca İbrahim Hacı Salilere çoban gelmiş. Sonra da Hacı sali’nin kardeşi Hatice ile evlenmiş ve iş güveyisi girmiş.
Karaağaç’taki Kafarların Hasan’ın tarlasının yanındaki ormanda ev yerleri hala belli. Halilibrahim Çam Çekti o evlerin taşlarını başka yere götürdüler. Orda bir evin bacalığının yanındaki küllerin içinde kalmış olduğu çok belli olan bakır para bulmuş ama üzerindeki resimler silindiği için geçmedi.
 
Kaynak: İbrahim Can
Halilibrahim Çam, Davut Demir ile bereber dinledik ve kaydettik.
 
 
             Anekdot-6
             Birinci dünya harbi yapılırken Sadettin çelik’in babası, Musatafa gökçe’nin babası ve Dabanczlı ebemin babası Cavuş dede (adı Yunus doğru imiş) savaştan kaçmışlar. Harb bittikten sonra savaştan kaçtıkları için komutanları onları kendi arkadaşlarına vurdurmuşlar. Ancak Gaşar dedeyi ben zorla götürdüm demiş Sadden’in babası da öyle affetmişler. Cavuş dedeyi bulamamışlar olsa gerek. Onu sonra yunan öldürmüş toklu yerinde tabancaları sakladığı için.
 
Kaynak : İlyas Akçagün
Halil Kırca amcam ile beraber dinledik ve kaydettim.
 
 
           Anekdot-7
            Tığlılar önce Konya karaman taraflarından o zaman adı Kirmastı olan Kemalpaşa’ya gelmişler. Ordan da Şabanlara gelmiş üç birader. Bir süre Şabanlarda kaldıktan sonra biri ben burada kalacağım demiş. Diğer ikisi biz gideceğiz demişler. Biri Balıkesir merkez köyü Balıklı’ya gitmiş. Kamil dedenin babası Mehmet cavuş ile İbrahim dedenin babası Gülistan ebenin babaları Halilibrahim de bizim köyde yerleşmiş ve Tığlılar sülalesinin atası olmuş köyümüzde. Bu üç kardeşin ellrinde birer tığ varmış. Babuç yani o günlerde giyilen çarık dikerlermiş bunlar aynı zamanda.
 
Kaynak: İbrahim Can
2.Kaynak: İsmail Tığlı
3.Kaynak: Kamil Tığlı
4.Kaynak: Ali Kırca
Ayrı ayrı zamanlarda onlardan dinledim.
 
 
             Anekdot-8
             Karaağaç’ta, Ispalar’da, Örencikler’de, meydanlar’da, Eskiköy’de ve Şeküren(eşüren)’de yerleşim yerleri varmış. Bu köy sonradan kurulmuş. Oralardan buralara taşınmışlar. Hatta karaağaç’ta benim tarlanın yanında fırınlarının yerleri bile varıdı. Biz tarlayı sürerken taştan bir Kaplumbağa bulduk. Aynı bildiğin Kaplumbağa gibiydi. Bir zaman benim cocuklar oynadı tarlada onunla. Sonraki yıllarda Bursa’dan, Bursa yanlarından o Kaplumbağayı aramaya geldiler. ne olacakmış o dedik. Kayboldu. Çocuklar oynuyorlardı. Nereye attılar kim bilir dedik. O nun kafasına vurup kırsaydınız içi altın ve para doluydu onun dediler. Ne bilecek, öyle olduğunu bilsek biz onu hiç kaybedermiydik. Ah ülen ah!
Kaynak: İsmail Tığlı
Mustafa çimen ve eşi Nazife ile beraber dinledik.
 
 
             Anekdot-9
             Bodurların Hasan Ağa’nın odasına karakol komutanı misafir olmuş. Hasan Ağa izzet ikram ettikten sonra komutan yatacak olmuş. Hasan ağa demiş. Bana bir takım yatak getir ama osuruk(yellenme) kokusu duymadık olsun demiş. Hasan ağa gitmiş ve bir takım yatakla gelmiş ve birde bir metre uzunluğunda baldırgan ile gelmiş. Hasan Ağa yorgan döşeği serdikten sonra baldırganı da yatağın üzerine uzatmış. Karakol komutanı sormuş. Hasan Ağa bu baldırgan ne olacak demiş. Osuruk(yellenme) mahalline takacaksın. Yellendiğin zaman dışarı çıkacak demiş. Komutan olur mu öyle şey demiş. Hasan Ağa da ben demiş nerde bulurum bir daha isteyen olursa osuruk duymadık yatağı diye cevabı yapıştırmış. 
 
 
Kaynak: Davut Demir
 
 
              Anekdot-10
              Yunanlılar buralara gelip de işgal ettiklerinde; İsmail dedem bir çanta bulmuş ve yunan askerlerine bu çanta sizin mi diye sormuş. Yunan askeri de sen bizim askeri öldürdün de bize mahsus soruyorsun diye bir sopalar atıvermişler. Bir sopalar atıvermişler. Güya zavallı Yunan askerine iyilik yapacakta ona bir şey yapmasınlar. Dinler mi seni elin gavuru seni. Tekmelerle üstüne çıkmışlar.
               Çapar dayı varmış. Hüsamettin ile Hasan Çapar’ın babası İbrahim dayı çocukmuş o zaman. Kimde para var diye sormuşlar. Benim ebemde bir teneke para var diye söylemiş, aklı ermez haber anlamaz çocuk. Hüsamettin Çaparın evinin olduğu yerdeki eski evlerde duruyormuş, rahmetlik çapar ebe. Yunanlılar gelivermişler ebenin evine. Çıkar paraları demişler. Yok bende para dediyse de dinlerler mi. Torunun bize söyledi sende bir teneke para varmış demişler. Kaynatın suyu demişler askerlerine. Kaynar suyu döküvermişler çapar ebenin üzerine.
               Onların yemediği halt kalmamış zaten buralarda. Bebekleri havaya atıp, süngüyü altına tutuvermişler. Salavat derelerine kaçan köylüleri oralarda bulmuşlar. Tabanca sakladınız, paraları çıkarın diye her türlü işkenceyi yapmışlar. Kızların ırzına geçmişler. Apalak Abdullah’ın babası Tülü Mustafa’sını kesmişler. Salavat derelerinde salavat getirin de bizi bulmasınlar demişler de Salavat Deresi kalmış o derenin adı.
                Yunan gelirken korksunda gelmesin diye. Karakabaağac’tan bir iki el silah atıvermiş iki üç aklı ermez. Karamunar deresinden bir gelmişler Yunanlılar. Bu köy çeteci, bu köyde çeteler var diye etmediklerini bırakmamışlar. Bir çok eza cefa etmişler. Koparanın babası emin dayının ayaklarını yanık issi küle gömmüşler.
                 Yunanlılar gelince herkes kaçmış ya, köyde ihtiyarlardan sadece Şamlı Dede, Tülü Dede ile Ali Usta’nın babası kalmışlar. Onlarda metresin altlarına saklanmışlar. Yunan  askeri de yüksek tepelere gözcüler bırakıp, köyü aramış taramış sonra da ateşe vermişler. Ali Usta köyün ateşe verildiğini görünce, damda beygir kaldı. Şimdi onu alırlar yada yanar. Ben onu alıp hızla kaçarım demiş ve köye yürümüş. Şamlı Dede gitme öldürürler dediyse de dinletememiş. Ali Usta beygiri damdan almış, üzerine binmiş ve hızla çamurluğa ileri kaçmış. Kaçmış ama zaten Yunan gavuru karşıdan onu görüyormuş. Kaçarken vermişler Motrallez Topunu. Metreze kurmuşlar topu nerden silah sesi veya insan görürlerse vermişer topu. Eski insanlar bu topa Motrallez dediği için bende öyle deyiveriyorum. Metrez belki de ondan kaldı tepenin ismi. Aslında Asar Tepesi diyoruz ya adına.
 
 
Kaynak: İsmail Tığlı
Mustafa çimen ve eşi Nazife ile beraber dinledik.
 
 
              Anekdot-11
              Yunan geri giderken de yakmış köyü. Anadolu’nun doğu illeri bir bir kurtarılmaya başlanınca Yunan iyice huzursuz olmaya başlamış. Ama yine de Gavurluklarından vaz geçmiyormuş. Yine Dursunbey tarafından gelmişler. Köyü ablukaya almışlar. Köylüyü evlerden çıkarmışlar ve herkesi camiye toplamışlar. Kimde para var, kimde silah var, kimler asker, Kuvay-ı milliyeciler nerde diye halkı sorguya çekiyorlarmış. Bir asker de cami kapısında nöbet tutuyormuş. İki tane Türk askeri de bunu haber alıp, gizlice caminin karşısındaki Ahmet bodur’un dedesi Ali Ağa’nın Mehmet’in evine girmişler. Nöbetci askere ya birisi ispiyonlamış ya da oraya girerken görmüş. Fakat arkalarından eve giremiyormuş. Caminin önümden evin camına ateş ediyormuş. Bu Yunan askerinin attığı kurşunlardan biri bu evin tavan örsünde düne kadar, yarı beline kadar saplı duruyordu. Askerlerin birisi bir kurşun sallamış Yunan askerini vurmuş. Camidekiler de çıkıp bakmışlar. Arkadaşlarının vurulduğunu görünce korkmuşlar. Köylüyü kendilerine siper yaparak Kapaklıya ileri kaçmışlar. Öldürülen Yunan askerinin kafasını yaşlı kadının biri kesmiş de Sarnıç’ta karakol varmış oraya teslim etmiş. Bu arada görevinizi yapmıyorsunuz korkaklar filan dediği için ceza yemiş.
Bu ismi geçen Ali Ağanın Mehmet’in evinde Tavan örslerinden birinde Yunan askerinin attığı kurşunlardan biri yarı beline kadar saplı vaziyette duruyordu. Ben bu sayfaların hazırlayıcısı Feyzullah olarak da buna şahit olmuşumdur.
 
Kaynak: Ahmet Bodur, İsmail Çelik, Mustafa Kara

                Anekdot-12
                Ben beş altı yaşlarında cocuktum. Yunan askeri geldi. Bir bölük asarda varmış. Bir bölük de Karakabaağaç'ta varmış. Kadınlar bizim eve saklandılar. Bende cocukum aklımermiyor. Çişim geldi. Anam korkudan dışarı çıkamadı. Git olum kendin çişini yap gel diye beni kendimi yollayıverdi. Ben dışarı merdivene çıktım. çişimi yapıp tam eve girecekken.Yukardan lap lap diye bir Yunan askeri koştu geldi. Aldı beni doğru Karakabaağac'a götürdü. Orda ki bölükte komutanları varmış. Komutan lavır lavır diyor ama ben onun ne dediğini anlamıyorum. Yunanca konuşuyormuş. Yunan askerlerinin birisi Türkçe olarak bana bir sürü sorular soruyor. Silah var mı. kimde para var. insanlar nereye saklandı. nereye kaçtılar filan diyor. ben biraz da numara yapıyorum. Konuşamıyormuş gibi yaptım. Bu anlamaz. bu bilmez gibi işaretler yaptılar. Beni  gene salıverdiler. Bende anlamadım nasıl saldılar. Oysa küçücük bebekleri süngüye tuttular Bir yanadan Yunan, bir yandan eşkiyalar etmediklerini bırakmadılar. Demek ki çekecek çile, görecek görgümüz varmış. 

Kaynak: Kamil Tığlı



                                                 Derleyen ve Hazırlayan: 
                                              Feyzullah Kırca  
                   
Akbaşlar  Köyü  İmam-Hatibi

 
 
  Bugün 54874 ziyaretçikişi burdaydı!